İçeriğe geç

Cilt alt tonum pembe mi sarı mı ?

Cilt Alt Tonum Pembe mi Sarı mı? Hayatımın En Derin Sorusu

İzmir’in sıcağında, 25 yaşında, sürekli espri yaparak arkadaşlarımdan övgü almak isteyen ama içten içe her şeye fazla kafa yoran bir adamım. Düşünsenize, sabah uyanıyorsunuz, kendinize bakıyorsunuz, ama bir sorun var: “Cilt alt tonum pembe mi sarı mı?” Sorun değil mi? Ama bu sorunun derinliklerine inmek için hem biraz komedi hem de felsefe lazım. Hayatımın en ciddi sorusunun cevabını ararken, belki de kendi hayatımın ne kadar komik olduğunu fark ediyorum.

Cilt Alt Tonu: Pembe mi, Sarı mı?

Bunu açıklamadan önce, cilt alt tonunun ne olduğunu anlamak lazım. Birçok kişi cilt tonunu öğrenmeye çalışırken, aslında cilt alt tonunu göz ardı eder. Ama işte, cilt alt tonun, cilt renginin çok derinlerde yatan gizli bir sırrı olduğunu söylesem ne dersiniz? Yani, doğal olarak sahip olduğumuz alt tonlar, cildin genetik yapısını, yaşadığımız çevreyi ve hatta yemek yediğimiz yemekleri etkiler. Ama hadi gelin, bu teknik konuları bir kenara bırakıp, cilt alt tonunun hayatımızı nasıl komik bir şekilde etkileyebileceğine bakalım.

Bir sabah, aynada yüzüme bakarken aklıma takıldı: “Acaba cilt alt tonum pembe mi sarı mı?” Hani, bazen dışarı çıkarken makyaj yapmayı tercih etmiyorsunuz ama bir şey eksikmiş gibi hissediyorsunuz ya, işte o an. Beynimde fırtınalar kopuyor: “Peki, pembe alt tonuyla sarı alt tonunun farkı ne? Kim bilir, belki de tüm hayatım yanlış bir alt tonla yaşamışımdır. Şu an bir hata yapıyorum ve bunu sadece insanlar fark etmiyor, ama benim içimde bir kıyamet kopuyor.”

Evet, böyleyim işte. Bir anda böyle derin, varoluşsal bir soruya dalıp gitmek… Bu kadar küçük bir ayrıntının, insan hayatını bu kadar etkileyebileceğini kim bilebilirdi?

Pembe Alt Tonu ve O Masum Duruş

Cilt alt tonumun pembe olduğunu fark ettiğimde, bir anda tüm hayatım anlam kazandı gibi hissediyorum. Yani, şimdi gerçekten biri gelip “Sizin alt tonunuz pembe!” dese, aslında çok da şaşırmam. Yıllardır etrafımda pembe renklerin bana yakıştığını duymadım mı? “Evet, evet, pembe alt tonum kesinlikle doğru!” diye düşündüm.

Hatta, bir keresinde bir arkadaşım bana “Senin yüzüne kırmızı ruj daha yakışıyor, biliyor musun?” demişti. O an içimde bir gurur patlaması yaşadım. Kırmızı ruju doğru şekilde taşıyan biri olmak… Gerçekten harika bir şey. Ama şimdi düşünüyorum, belki de alt tonumun pembe olması yüzündendir. Biraz “Doğuştan stil sahibiyim” havası veriyor olabilir. “Biraz kırmızı bir şeyler sürerim, beni kimse tutamaz” gibi bir ego patlaması başlıyor.

Aynada kendime bakıyorum, belki de biraz abarttım, ama nihayetinde pembe alt tonlu olmak demek, daha şık, daha sofistike olmak demek değil mi? “Benim cilt alt tonum pembe, ama tabii bu kesinlikle doğuştan gelen bir özellik, öğretilemez!” diye düşünüyorum, ama bu kadar ciddi olmayı da fazla buluyorum. Dur, biraz esprili olmalıyım.

“Cilt alt tonum pembe, ama hayatımda zaten yeterince sarı yiyorum, ben ne yapacağım?”

Evet, bu gerçekten de komik. Ama cilt alt tonunun etkisini bir kenara bırakırsak, her şeyin ciltle ilgili olmadığına da emin oluyorum.

Sarı Alt Tonu: Kendi Kendine Gülümsediğin O An

Gel gelelim, bir de sarı alt tonu olanlar var. Hani, sarı alt tonlu olmak, bir bakıma dünyaya biraz daha sıcak bakmak gibidir. Sarı alt tonuyla doğan insanlar, sürekli sıcak, güneşli bir dünya hayali kurarlar. Cilt alt tonumun pembe mi, sarı mı olduğunu çözemedim ama hayatımda “Sarı alt tonuyla doğmuş olmalıydım!” diyen bir arkadaşım vardı. Hep böyle neşeliydi. Ben de diyorum, belki sarı alt tonu insanı sürekli gülümsetiyor, kim bilir?

Bir gün arkadaşım Leyla ile kahve içiyorum. Yani, aslında Leyla sürekli neşelidir. Gülüp, eğlenir ve bazen yanlışlıkla kucaklar. Yani, birinin sarı alt tonu varsa ve sosyal medya paylaşımlarında sürekli gülüyorsa, başka birinin “Hayat ne kadar güzel!” demesi beklenir. Çünkü cilt alt tonu sarı olan birinin dünyası da sarıdır. Evet, işte öyle bir his! Bütün bu komiklik bir yana, Leyla’ya bakınca içimden “Ben de sarı alt tonlu olmalıydım!” diye geçiyor. Ama sonuçta, pembe de güzel, sarı da.

Şöyle bir diyalog geçiyor:

Leyla: “Bir de seninle dışarı çıkalım, senin alt tonun çok güzel, şu pembelik tam sana göre.”

Ben: “Yok be, aslında sarı alt tonu olmalıydım.”

Leyla: “Sarı mı? Ahaha, o zaman her şeyde güneş gibi parlaman gerekirdi.”

Ben: “Evet, işte biraz parlayayım da, gölgeye düşeyim. Onunla bir özdeşleşme yaşarım!”

Tabii ki bu komik bir şekilde geçiyor ama içinde cilt alt tonunun sırrını ararken, kendimi en komik hale getiren nokta burası. Sarı alt tonları gülerken, ben hep “Ben pembe tonumla ya da siyah çamaşırlarla bir bütün oluyorum.”

Sonuç: Pembe mi Sarı mı? Hem Mi, Hiç Mi?

Gelişen olaylar, bir bakıma bana cilt alt tonumun ne olduğu hakkında pek de net bir karar vermek zorunda olmadığımı gösteriyor. Kimse “Senin alt tonun sarı, bu yüzden sana uygun ruj bu!” diye bir kural koyamaz. Bazen sadece iç sesinizin nasıl bir etki yarattığı, cildinizin gerçek tonundan çok daha önemli oluyor. Hayat bir oyun, ben de onun içinde bir oyuncu olmaya çalışıyorum. Cilt alt tonumun pembe ya da sarı olması, kendi hikayemde bir detay. O yüzden, pembe ya da sarı alt tonunu düşündüğünüzde, biraz da kendinize gülebilirsiniz. Bazen hayatı çok ciddiye almak, aslında işin komik kısmını kaçırmak demektir.

Sonuçta, cilt alt tonum ne olursa olsun, ışıltımı ben belirlerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet casino