Dereotu ile Arapsaçı Aynı mı? Kesinlikle Değil! Ama Kimseyi Kandırmasınlar
İzmir’de yaşıyorum ve her geçen gün yemekle ilgili bir sürü tartışmaya şahit oluyorum. Evet, her şeyin yerli yerinde olduğu bir mutfak kültürüne sahibiz ama bir şey var ki, beni gerçekten çileden çıkarıyor: Dereotu ve arapsaçı karıştırmak. Bu iki otun aslında ne kadar farklı olduğunu anlatmaya çalışırken, bazen sosyal medyada gördüğüm yorumlar beni resmen deli ediyor. “Dereotu ile arapsaçı aynı şey mi?” diye soranlar… Ne yazık ki değil! Ama gelin, bu konuda hem eleştirisel bir bakış açısı hem de biraz mizah ekleyerek, her iki otun güçlü ve zayıf yanlarını tartışalım.
Dereotu: İncelikli Ama Hafif “Kendini Beğenmiş”
Şimdi baştan söyleyeyim: Dereotu benim için ayrı bir yere sahiptir. Akşam yemeğinde bir tabak yoğurdun üstüne serpilmiş dereotu, sanki yemeğin tamamlanması için gerekli son dokunuş gibidir. Ama ben onunla her zaman bir “bu muymuş?” hissi arasında kalırım. Öyle ya, dereotunun tadı hem ferahlatıcı hem de biraz da garip. Bazen “Bunu neden koyuyoruz ki?” diye kendime sorarım. Bir çeşit “zihinsel dengeleme” sağlar ama daha derinine inince, biraz gereksiz bile olabilir. Dereotu, sanki biraz başına buyruk; her yemeği kurtarmaya çalışan, ama bazen yemeği bozabilen bir kişi gibi.
Bir taraftan da çok beğeniyorum tabii, tamam. Her bir yaprağı o kadar ince ve narin ki, sanki bir sanat eserini izliyormuşsun gibi hissediyorsun. Ama diğer taraftan, her yemeğin içine girdiğinde, “Her şeyin tadını bu kadar baskılayabilir misin?” diye de düşünmeden edemiyorum. Özellikle et yemeklerinde kullanılan o hafif acımsı tadı, birçok kişi için vazgeçilmezken, bazen “Bunu gerçekten sadece bu yemekle mi kullanmak gerekiyor?” diye sorarım. Bence, dereotu biraz daha seçici ve kendini beğenmiş bir ot. Sadece belirli yemeklere lazım.
Arapsaçı: Güçlü Ama Bazen Fazla İddialı
Şimdi gelelim arapsaçına. Kimse beni yanlış anlamasın, arapsaçı da oldukça güçlü ve bir o kadar da sevimli bir ot. Ama bazen, gerçekten bu kadar fazla olması gerekmediğini düşünüyorum. Arapsaçı, genellikle salatalarda karşımıza çıkar ve açıkça söylemek gerekirse, “Arapsaçı olmasa salata eksik olur” diyenlerdenim. Ama çoğu zaman, sanki diğer otlardan biraz fazla baskın oluyormuş gibi hissediyorum. Tadının biraz fazla baskın olması, aslında her yemeğe uyum sağlayamayacağı anlamına geliyor. Yani her yemeği ne kadar kurtaramazsan, salatayı da kurtaramazsın, bence. Biraz denge gerekiyor, değil mi?
İçsel olarak, arapsaçını severim, fakat bazen onun da “fazla olma” huyundan bunalıyorum. Hani, biraz geri planda kalsa, belki o kadar etkileyici olmayacak ama en azından daha az iddialı olurdu. Arapsaçı bence biraz “Kendini fazla belli etmek isteyen” bir karakter gibi. Salataya ne kadar lezzet katarsa katsın, bazı yemeklerde tadı biraz fazla abartabiliyor. Ne diyeyim, bazen “Az olsun, öz olsun” demek gerekiyor. Ama kimseyi kırmak istemiyorum, hala severim.
Dereotu ve Arapsaçı Arasındaki Temel Farklar
Bir kere, her ikisi de yeşil otlar olsa da, aralarındaki temel farklar gerçekten belirgin. Dereotu, genellikle daha ince ve narin bir yapıya sahipken, arapsaçı daha sert ve etli yapraklara sahip. Yani, dereotu biraz daha ‘büyük düşünen’, zarif bir otken, arapsaçı biraz daha baskın ve güçlü bir karakter. Çoğu zaman dereotu, yumuşak ve ince yapısıyla daha çok yoğurtla ve balıkla uyum sağlarken, arapsaçı daha fazla et yemekleriyle, özellikle tavuk ve kırmızı etle daha iyi gidiyor.
İşte buradaki sorun şu: Arapsaçı, diğer otlarla da karışmaya başlarsa, tadını baskınlaştırır. Dereotu ise karışık yemeklerde daha “büyük oyuncu” olmaktan kaçınır. Mesela, salatada arapsaçını kullandığınızda, sadece onun tadını alırsınız. Ama dereotunu salataya koyduğunuzda, o sadece yemeği hafifçe tazeletir, yemeğin “altına” girer, ama kendini dayatmaz. Bunu kimseye anlatmak zor, çünkü salatayı yediğinizde genellikle “Arapsaçı çok güçlü, biraz dereotu ekleyelim” diyorsunuz.
Peki, Birbirlerinin Yerini Alabilirler mi?
Gerçekten sorulması gereken soru bu: Dereotu ve arapsaçı birbirlerinin yerine kullanılabilir mi? Bir kısmım diyor ki, “Evet, neden olmasın?” Ama işin içine girince, her iki ot da farklı bir karaktere sahip. Yani, bazen dereotunu salatada arapsaçı ile değiştirmek işe yaramaz. Tıpkı salatada soğan yerine marul koymak gibi. Bu iki otun tatları birbirine çok yakın olsa da, yer değiştirmeleri, yemeğin bütünlüğünü bozabilir.
İçimdeki tartışma devam ediyor: “Ama belki de bu kadar kafa karıştırmamak gerekmez mi?” diye soruyorum. Haklı olabilirim, sonuçta yemek işin sonunda tat meselesi. Kimseye ne yiyeceğini ya da ne koyacağını söylemek haddim değil, ama işin doğasında biraz dikkat edilmesi gereken bir şey var.
Sonuç: Dereotu ve Arapsaçı Farklıdır, Ama Bu Farkı Kucaklayalım
Dereotu ve arapsaçı arasında büyük farklar olsa da, her biri kendi yerinde güzel. Arapsaçı biraz iddialı olabilirken, dereotu daha zarif ve sakin kalır. Bu iki ot da mutfakta ayrı birer yıldızdır ve birbirlerinin yerini almak için tasarlanmamıştır. Herkesin favorisi farklı olabilir ama bu farkları kabul etmek, mutfağın tadını gerçekten çıkarmak demek.
Kimseyi kandırmasınlar, dereotu ile arapsaçı aynı şey değildir. Ancak, aynı mutfakta birlikte yaşamayı başarmışlarsa, onlara teşekkür etmek lazım. Belki de her zaman “aynı” olanın peşinden gitmek yerine, farklılıkları kutlamak çok daha anlamlıdır.